Çeviri Neyi Değiştirir? Ya da “Vergilius’u kim öldürdü?”

Önce çizgi vardı. İnceydi. Sonra sonra şişti, azmetti, hacmetti ve kalınlaştı. Ama onbinmilyonyıllardan sonra Hermes’in Tanrı yorumlamalarını, Çemişgezekli Zehra teyzenin çevirdiği dedikodudan veya eli nasırlı babaya yorumladığı velet yaramazlığından ayıran o kalın çizgi, çağların ortasında cereyan eden halka açık Lutherimsi kermes çevirilerinde kendini biraz da olsa narinleştirdi. Sınıfların bariz farkını alaşağı etmek isteyen zayıf kesimin, elinde belki de anlamını çözemediği özgür cümlelerle duruma fransız tüm varsılları tek hamleyle çevirmek suretiyle yaptığı vivalı devrimdeyse bu çizgi, yerini kocaman bir deliğe bıraktı. Fırsattan istifade içeri sızan fabrika atıklarının ve pislikleştirilmiş hava durumlarının tıkadığı deliği, Vietnam’dan uzakta ve Küba’ya yakında duran altmış sekiz derecelik açının huni biçimi genişlettiğinde, beyaz ırka yüz çeviren Malcolmlar, Tanrı sözünün yorumlanmasına odaklandı. Sanatsal zeminden siyasal göklere çıkarılan çeviri kaygısı, yerini devrilen ülkelere, umutlara, heykellere ve sadık, demokratik bir çeviri olması amacıyla girilen ülkelere bıraktı. Ve çeviri sanatının kaderi, akla gelmeyecek bir Hobbit’in eline kalıverdi: Edebiyat -ki, kendisi sadece dedikodunun süslenmiş halidir.

Ahmet “Hermann” Cemal, işte tam da bu çağda yeni bir kitap yayınladı: Vergilius “Broch”’un ölümü.

tumblr_mbsrpqIY4z1qlapqpo1_500

Okumaya devam et

Reklamlar